Karapınar GES; “Dünya enerjisinin çılgın projesi”

 Üretime 2018 sonunda  geçileceği açıklanan projede ortaklık sonlandı. PV panel ana fabrika yatırımının ne zaman ve nasıl devam edeceği henüz bilinmiyor.


Türkiye’nin en büyük Güneş Enerji Santral ihalesini kazanan Kalyon, ortağı Koreli firmanın hisselerini satın almak için Rekabet Kurumu’na(RK) başvurdu. Haber oldukça ilginç ve önemli: İlginç olanı konunun RK ile ilgisinin ne olabileceği değil tabi ki. Çünkü başvuru Şirketin bir sonraki hamleleri yapabilmesi için bir işlemden ibaret. İlginç olan husus, bu kadar önemli bir projede ihale öncesi ve sonrası olağan ötesi iddiaların, hedeflerin çok kısa sürede geçersiz hale dönüşmesi.  Önemi ise ileri teknoloji içeren güneş enerji üretim projesinde gelinen olumsuz durumdan kaynaklanıyordu.

Bu nedenle konunun kısa geçmiş tarihini özetlemek ve durumu sorgulamak bizler için bir zorunluluk. Zorunluluktur diyoruz. Çünkü kurulması düşünülen PV fabrikası meslek alanımızla ve orada çalışabilecek meslektaşlarımızla doğrudan ilgili bir tesis olacak.

 

İleri teknoloji popüler bir alan değildir

Dünya da yenilenebilir kaynaklı elektrik üretim arayışının başlangıcı 1970’li yılların sonlarında başlamış,2000’li yıllarda büyük bir sıçrama kaydetmiştir. Bu yönelişte bir çok nedeni sıralamak mümkündür. Özellikle petrol gibi karbon bazlı enerji hammaddesine sahip olmayan gelişmiş ülkelerin uzun vadeli planları bu nedenler arasında önemli yer tutmaktadır. Günümüzde ise rüzgar ve güneş enerji  üretim programları ve uygulamaları tüm ülkelerde görülmektedir.

Ülkemizde bu yönelişe oldukça geç eklemlendi. Bırakın 1980’li yılları 2000’li yıllarda ülkemiz elektrik üretimini ithal kaynaklı kömür ve doğal gazdan üretmek için seferber olmuştu. Devlet bu alandaki yatırımlar için her türlü desteği sunmaktan geri kalmazken, yenilebilir enerji kaynakları gündemde yoktu. Öyle ki günümüzde elektrik üretim kapasitesinde fazlalık oluşmuş, birçok doğalgaz elektrik santrali üretimini sonlandırmıştır. Daha da ötesi doğalgaz santral sahipleri tesislerini başka ülkelere taşımak için arayışlarını sürdürmektedirler.

Bütün bu gelişmeler olur ve elektrik üretiminde arz fazlası gibi bir garabet ile karşı karşıya kalan siyasal erk, can simidi olarak popülaritesi yüksek olan temiz enerjiyi keşfetti. Günümüzün moda bir davranışıyla işi kısa sürede bitirmek bir taşla birkaç kuş vurmak için Karapınar Güneş enerji santral projesi ortaya atıldı. Yıl 2017’nin ilk çeyreği idi.

 

Biz yaparsak Dünya’nın en büyüğünü yaparız.

Projenin tanıtımını isterseniz dönemin Enerji Bakanı’nın açıklamalarından yapalım . Bakan tarafından yapılan açıklamalara göre; 1000 megavatlık  yatırım “ kapasitesiyle dünyadaki fotovoltaik noktasında en büyük güneş tarla alanlarından biri” olacaktı. “Yaklaşık 2 bin hektarlık bir alanda gerçekleşecek” yatırımın toplam bedeli “fabrika ayağını da düşününce” 1 milyar 300 milyon dolar’lık bir yatırım öngörülmüştü. Üretilecek elektrik miktarı ise “ 1,7 milyar kilovatsaat”. İhale şartı gereği kazanan firma  “yılda 500 megavat üretim kapasitesine sahip bir fabrika” kuracaktı. Şartnamede yer alan olumlu bir koşul ise çalışacak mühendislerin yüzde 80’nin Türkiye vatandaşı olmasıydı. Bakanın verdiği müjdeler arasında. 15 yıllık alım garantisi karşılığı olarak yerli üretim şartının “İlk partide asgari yüzde 65, ikincide ise yüzde 75 yerli üretim” olarak talep edilmesiydi. Proje için öngörülen üretime geçiş tarihi ise 2018’in sonu olarak açıklandı.

Anlatılan o kadar güzeldi ki, yerli güneş paneli ve enerji ihracının çok kısa süre sonra gerçekleşeceğine vurgu yapılıyordu.( http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Bakanlik-Haberleri/GESte-1-Milyar-Dolari-...)

Enerji Bakanı ihaleyi Türkiye enerji sektörü açısından "devrim niteliğinde" ve "yenilenebilir enerjide çok kritik bir kavşak" sözleriyle tanımlamakta,” İhalesi yapılan, dünya enerjisinin çılgın projesidir." diye noktayı koymaktaydı.

 

Gerçekten de ihale süreci “devrim” hızlı ve o güne kadar görülmeyen sonuçlarla tamamlandı.

Bu sonuç doğal olarak büyük bir sevinç yarattı. Nede olsa proje ile birlikte  “yabancı ortakla Türkiye'ye 650 milyon dolar da sermaye girişi olacak”tı.

Daha da ötesi 6,99 Dolar cent/kwh satış fiyatıyla Kalyon- Hanwha Grubu bu alandaki kritik fiyat olarak görülen 7 Dolar cent/kwh’ın da altında kalıyordu.

Projenin diğer olumlu yanları ise yılda en az 500 megavat fotovoltaik kapasiteli güneş paneli tesisi kurulması, oluşturulacak Ar-Ge merkezinde yüzde 80 oranında Türkiye’li mühendisin çalışabilmesi idi,

Toplam yatırım tutarının 1,3 milyar dolar olacak projenin sevinci sadece Devlet katında hissedilmedi, sektör içinde bulunanlarca da paylaşıldı.

 

Uluslararası  Güneş Enerjisi Topluluğu Türkiye Bölümü (GÜNDER) Başkanı Kutay Kaleli sevincini “. En geç 36 ay içerisinde işletmeye girmiş  1GW yerli güneş santralimiz, en geç 21 ay sonra işletmeye girmiş yerli  500 MW fabrikamız olmuş olacak." şeklinde ifade ederek açığa vuruyordu.(AA 20.03.2017).

Bütün bu açıklamalar polivoltaik panel fabrikasının çok kısa sürede işletmeye alınacağı, elektrik dağıtım sistemine Karapınar’dan elektrik beslemesinin hızla bir şekilde gerçekleşeceğini anlatıyordu.

 

İhale sonrası gelişmeler;

Mart 2017 tarihinin son haftasında sonlanan ihale ile Kalyon-Hanwha çalışmalara başladı.

Devlet ilgili firmaya yer tahsisini hemen yaptı.

Kalyon Holding Enerji Grup Başkanı Murtaza Ata, fotovoltaik panel fabrikasının Ankara’da Başkent Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulacağını,450 milyon dolarlık yatırım ile hayata geçecek olan fabrikanın ingot/wafer fabrikası, güneş hücresi üretim fabrikası ve panel üretim fabrikası olmak üzere üç ayrı fabrikadan oluşacak entegre bir tesis olacağını, ilk etapta yıllık 500 MW’lık üretim kapasitesine sahip olmak ile birlikte yatırımın bu kapasiteyi 1.000 MW’a çıkarmayı mümkün kılacak şekilde planlandığını söyledi.

Murtaza Ata “ 2018 sonunda üretime geçmenin planlandığını “sözlerine ekledi.

Nitekim Fabrika temel atma töreni Ağustos 2017 tarihinde dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut katılımıyla düzenlendi.

Firma yetkililerince yapılan açıklamalarda yatırım süresini kısaltma hedefinin altı şu sözlerle çiziliyor ve “ Normalde ortaklığın 18 aylık bir süresi var ancak yatırımın karşılığını alabilmek adına hızlı olmak önemli. Konya’daki santralin tamamlanması için 36 aylık bir süre öngörülüyor. Yani yaklaşık 4 yıl sonra devlete ilk elektrik üretimi yapılmış olacak. Bu bakımdan ne kadar kısa sürede tamamlanırsa devlete o kadar erken elektrik satışı başlayacak.” deniliyordu. Sonuç olarak yatırımın ve fabrikanın en kısa sürede tamamlanması halinde gelir de o kadar erken elde edilmiş olacaktı. https://enerjienstitusu.org/2017/12/20/ilk-yerli-entegre-gunes-paneli-fabrikasinin-temeli-hafta-atiliyor/

“Yüksekten uçan alçağa düşer”

 

Basında yer alan tüm açıklamalar 2019’dan önce Panel fabrikasının tamamlanacağı doğrultusunda olurken birden gazetelere Kalyon-Hanwha ortaklığında sorunlar ortaya çıktığı haberleri yer almaya başladı. Tarih ise öngörülen panel üretim tarihi ile örtüşüyordu( Ocak 2019).Haberden anlaşılacağı üzere ortaklıkta bitmişti.

Sonuç olarak henüz ana fabrika yatırımına başlanmamış, yabancı sermaye olarak düşünülen 650 milyon dolar girişi gerçekleşmemişti.

Anlaşılan bugünden sonra yerli firma yoluna ya tek başına ya da yeni bir ortakla devam edecek. Gerekli finansmanı sağlayacak ve büyük olasılıkla Panel fabrikası yatırımını sürdürecek.

Ancak kaybedilen süre nedeniyle sadece ilgili firma değil memleket insanımız da kaybetmiş olacak.

Sözleşme metninde süre dolayısıyla yatırımcı firmanın ceza ödemesi var mı bilmiyoruz. Devlet sadece belirli bir süre için ihale bedeli üzerinden alım yapacağını garanti etmiş ise bu yatırımcının lehine de sonuç doğurabilir. Çok daha kısa süre 6,99 Dolar/cent fiyattan elektrik satması söz konusu olabilir. Halen Türkiye’deki mevcut yasal düzenlemeler güneş enerjisinden üretilen elektriğe kilovat-saat başına 13,3 ABD dolar-sentlik alım garantisi sağlıyor. Bu rakam santrallerde kullanılan ekipmanların yerlilik oranına göre artış gösteriyor. 
Bu da ilerde (15 yıl sonra ) çok daha yüksek bedelle elektrik satma imkanı anlamına geliyor.

Ancak Ülkemizin yaşadığı finansman krizi nedeniyle yatırımcının bulacağı kredinin maliyeti de artacaktır.

Konu, “bir çılgın projeye” karar verme ve uygulama süreci açısından olduğu kadar, nasıl sonuçlanacağını görmek bakımından izlenmeyi hak ediyor.

Şubat 2019